پايگاه اطلاع رساني دفتر آيت الله العظمي شاهرودي دام ظله
ArticleID PicAddress Subject Date
{ArticleID}
{Header}
{Subject}

{Comment}

 {StringDate}
Friday 22 November 2019 - الجمعة 23 ربيع الأول 1441 - جمعه 1 9 1398
 
 
 
  • Mukatil'in Biyografisi   
  • 2010.05.31 21:29:46  
  • CountVisit : 57   
  • Sendtofriend
  •  
  •  
  • Mukatil de Hz. Ali b. Ebi Talib'in (a.s) katı düşmanlarından idi. Sürekli Hz. Ali'nin (a.s) fazilet ve menkıbelerini saklamaya çalıyordu. İnsanları hakikatten habersiz bırakıyor ve bu yolda her türlü rezalete katlanıyordu. Yaptıklarının neticesinde de rezil oldu. İbni Lüllekan Vefayâtu-l Ayân'ında İbrahim Harbi'nin dilinden şöyle diyor:
    "Mukatil Ali'nin nurlu velayet çırağını söndürmek ve O hazrete mukabelede bulunmak için halka "Arş'tan aşağı istediğiniz her şeyi benden sorun" diyordu. Tesadüfen birisi O'na hac esnasından Adem'in başını kimin traş ettiğini sordu. Mukatil bu hususta hiç bir şey diyemedi."
    Zehebi de[14] Cevcani'den naklen bu hususta şöyle diyor: "Mukatil yalancı ve de küstah biriydi. Ebu'l Yeman'dan duydum ki şöyle diyordu: Mukatil buraya geldiği gün sırtını kıbleye çevirerek şöyle dedi: "Arşdan aşağı her ne isterseniz benden sorun." Aynı sözü Mekke'de de tekrarladığını duydum. Orada hazır olanlardan biri "Bana karıncanın bağırsakları nerededir anlat" dedi. Zavallı Mukatil sustu ve hiçbir şey diyemedi. İbni Hullekan, Vefayat kitabında, bu hikayeyi Süfyan b. Uyeyne'den naklen yazmıştır. Bunların yanısıra Mukatil'in boş iddialarda bulunan biri olduğu beyan edildiği gibi inanç açısından da mürcie[15] ve aşırı müşebbihe[16] mezhebinin gulatından (aşırı gidenlerinden) olduğu söylenmektedir. İbn-i Hazm[17] ve Şehristani de Milel ve Nihal kitasında O'nun mürcie olduğunu söylemektedir. Mizanu-l İtidal kitabında Ebu Hanife'den naklen şöyle denilmiş: Cahm, teşbihin nefyinde Allah'ın hiçbir şey olmadığını söyleyecek derecede ileri gitmiş. Buna karşılık Mukatil de teşbihi ispatlamada, Allah'ı mahlukata benzetecek derecede haddi aşmıştır.
    Bundan daha ilginç olanı ise İbni Hullekan'ın Vefayati'nden naklen Ebu Hatem b. Hayyan-i Besti'nin şu sözüdür:
    "Mukatil, Kur'an tefsiri hususundeki ilmini yahudilerden ve hristiyanlardan almıştır. Zira O'nun Allah'ın sıfatları hakkındaki görüşü tıpkı yahudilerin inancına benzemektedir. Allah'ın zatının tıpkı mahlukat gibi olduğuna inanmaktadır. Bununla birlikte hadis nakli hususunda daha çok yalancı biridir."
    Rical ve hadis ilmi alimlerinin İkrime ve Mukatil hakkındaki görüşlerinden bazı numuneler nakletmeye çalıştık.
    Bu hususta bir takım daha açık görüş ve nazariyeler de vardır. Ama bu küçük kitaba sığmayacağı için bu miktarla yetiniyoruz. Eğer değerli okuyucu bunca rical ve hadis alimlerinin bu iki kişi hakkındaki görüşlerine dikkatlice bakacak ve üzerinde düşünecek olursa onların mahiyetini anlamakta zorluk çekmez.
    Bunca hadis ve rical alimlerinin bu iki kişi hakkında naklettiğimiz görüşleri sayesinde hiçbir müphem ve belirsizliğin kalmadığına inanıyoruz. Böylece bu iki kişi itibar derecesinden düşmüş sayılır ve dolayısıyla da görüşleri batıldır. Özellikle mezkur konuda.
    Aslında bu iki kişiye şaşırmamak gerekir. Zira sahib oldukları fazid inanç ve yanlık görüşleri hasebiyle bunlardan, Feygamber'in Ehl-i Beytine kin ve düşmanlıktan başka bir şey beklenilmez. Ehl-i Beyt'in tüm fazilet ve menkıbelerini görmezlikten gelmiş ve onlar hakkında nakledilen tüm açık beyana ve rivayeleri kendi inançları doğrultusunda yorumlayıp tevil etmektedirler.
    Evet, düşmanlık ve adavetin gereği budur. Ama aslında İkrime ve Mukatil'i iyice tanıtığı halde onlara itimad edenlere şaşırmak ve onları kınamak gerekir.
    Bu iki kişinin durumunu açıkladığımız gibi onların temelden yoksun ve aslı astarı olmayan görüşlerini de beyan etmeye çalışacağız. Bunlar ayetin, zahirde Peygamber'in eşleri hakkında nazil olduğuna inanmaktadırlar. Dolayısıyla da Ehl-i Beyt'ten maksadın Resulullah (s.a.a) eşleri olduğunu söylemektedirler.
    Ama bu oldukça zayıf bir iddiadır. Ama Nevadir-ul Usul'un yazarı ile sair dü;şmanlar bu iddianın doğruluğunu ispat etmek için elinden geleni yaptılar. Ama ne yazık ki tüm zahmetleri boşa gitti.
    Onların bu işte çaba harcamaları kendine ev yapmaya çalışan örümceğe benzer. "Gerçek şu ki evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilseler." (Ankebut/41)
    Şimdi ise apaçık deliller ile bu görüşün batıl olduğunu ispatlamaya çalışacağız:
    1- Bu söz ulema istilahında nas karşısında içtihad etmektir. Yani bütün bu mütevatir rivayet ve apaçık beyanatlara rağmen, her şeye gözünü yuman ve "önceki ayetler Peygamber'in eşleri hakkındadır. O halde bu ayet de önceki ayetler gibi Peygamber'in eşleri hususundadır. Zira ayetlerin akışı ve zuhuru bunu gerektirmektedir" diye iddia ederse bu nas karşısında içtihat etmektedir aslında. Zira içtihad sahih nasların olmadığı zaman söz konusudur. Ama bu hususta mütevatir hadisler ile sarih naslar mevcutur. O halde içtihad etmek doğru değildir. Bu konudaki rivayetlerin bazısına işaret ettik.
    2- Eğer bu ayet de önceki ayetler gibi peygember'in eşleri hakkında olsaydı cümleler arasında teniz zamirine riayet edilmesi gerekirdi. Yani "Ankum ve yutahhirukum" kelimesi yerine "Ankunne ve Yuahhirukunne" denilmesi gerekirdi. Nitekim Peygamber'in hanımları hakkında olan önceki ayetlerde nüennes kipi kullanılmıştır.
    O halde hitap kiplerinin müzekker lafzı suretinde kullanılması bu inancın batıl olduğunun delilidir.
    3- Arapça'da sözün güzellik ve belagatına sebep olan cihetlerden biri de birbiriyle irtibatı olan iki cümle arasında yabancı bir cümlenin yer almasıdır. Kur'an'da bu mesele oldukça fazla görülmektedir. Örneğin Allah-u Teala, Mısır Aziz'in karısına olan hitabını anlatırken şeyle buyuruyor: "(Kocası) Doğrusu bu, sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür." dedi. Yusuf sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile." (Yusuf/28-29)
    Bu ayetlerdeki "Yusuf sen bundan yüz çevir" ayeti önceki ve sonraki ayetlere yabancı bir ayettir. Yani onlardan ayrı bir cümledir.
    Hekeza şu ayet "(Belkıs) Dedi ki "Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman orasını bozguna uğratırlar. Ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar. İşte onlar böyle yaparlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de bir bakayım elçiler neyle dönerler." (Nehl/34-35)
    Bu ayetlerdeki "İşte onlar böyle yaparlar" önceki ve sonraki ayetlere yabancı bir ayettir. Zira bu ayet Allah'ın kelamıdır ki Belkıs'ın sözleri arasında yer almıştır. Yani Allah Belkıs'ın sözünü naklettikten sonra onu tasdik eder mahiyette "İşte onlar böyle yaparlar" buyurmaktadır.
    Hakeza bu ayetlerde mezkur cihet söz konusudur:
    "Hayır yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim. Şüphesiz eğer bilirseniz bu gerçekten büyük bir yemindir. Hiç tartışmasız bu bir Kur'an-ı Kerim'dir." (Vakıa/75-77)
    Görüldüğü gibi "şüphesiz eğer bilirseniz bu gerçketen büyük bir yemindir" ayeti önceki ve sonraki ayete yabancı bir ayettir ki bu ayetin kendisi de yabancıdır. Yani onlarla ligisi yoktur. Yabancı ayet, yabancı ayet içerisinde gelmiştir. Arapça'da buna "muterize cümlesi" denir.
    Hem Kur'an ve sünnette ve hem de fasih konuşan Arapların kelamında bu husus oldukça fazla görülmektedir. Bahis mevzumuz olan tathir ayeti de işte bu kısımdandır. Yani tathir ayeti de Resullah'ın eşleri hakkında nazil olan ayetler arasında "muterize" olarak yer almıştır.
    Burada dikkat edilmesi gereken bir nükte de şudur: Tathir ayetinin mezkur ayetler arasında "muterize" olarak yer almısının nüktesi ise beş mukaddes zatın makamına gösterilen inayet ve teveccühtür. Yani Allah-u Teala peygamberinin diliyle bir takım emir ve nehiylerde bulunuyor ve Resulullah'ın eşlerine öğüt ve nasihatlarda bulunuyor. Çünkü Allah, Pelgamber'in eşlerinin Ehl-i Beyt'in kınanmasına, lekelenmesine veyahut münafıkların bunlara dil uzatmalarına vesile onlamalarını istemiyor. Yani bu beş mukaddes zatın takva, iffet ve şerafet dergahı her türlü kötülük pislik ve uygunsuzluklardan beri ve münezzeh olmalıdır.
    Gerçekten de bu mesele büyük semavi kitap Kur'an'ın mucizesinden ve apaçık belagat örneklerinden biridir. Eğer bu muterize cümle ayetlerin arasına getirihmeseydi Kur'an'ın mucizesinden ve apaçık belagat örneklerinden biridir. Eğer bu muterize cümle ayetlerin arasına getirilmeseydi Kur'an'ın bu yönü kâmil olmayacaktı.
    4- Tüm müslümanlar Kur'an'ın bugünkü şekliyle (tertibiyle) nazil olmadığı hususunda ittifak ve icma etmişlerdir. O halde ayetlerin tertib ve siyakı, sahih deliller ile boy ölçüşemez. Zira biz bu ayetlerin bugünkü terbiyeyle nazil olduğu hususunda emin değiliz. Dolayısıyla da ayein siyat ve tertibini tathir ayetinin de önce ve sonraki ayeler gibi Peygamber'in eşleri hakkında nazil olduğununu şahidi olarak kabul edemeyiz.
    Ayetin siyakından bu mananın istifade edilebileceğini farzetmesek bile nakledilen kesin ve sahih rivayetler sebebiyle ayetin zuhurundan el çekmeli ve zahirinin hilafına yorumlanmalıdır. Bunun Kur'an'ın icaz ve belagatıyla da hiçbir çelişkisi yoktur. Zira biz kesin delillere sahip olduğumuz zaman zahiri manasından el çekmek zorundayız.
    (Mesela "Rahman arşa istiva etti" ayetinin zahirine bakılacak olursa Allah'ın tahta oturduğunu dememiz gerekir. Ama öte yandan Allah'ın cisim olmadığını ve dolayısıyla da insanlar gibi oturma keyfiyetinin olmadığını söyleyen kesin delillerimiz olduğu için ayetin zahirinden el çekiyor ve delillere göre mana ediyoruz. Dolayısıyla burada "istiva" kelimesinin "istila" manasına geldiğini söylüyoruz.

     
    FirstName :
    LastName :
    E-Mail :
     
    OpinionText :
    AvrRate :
    %0
    CountRate :
    0
    Rating :
     
     

    Address: The Al-ul-Mortaza Religious Communication Center, Opposite of Holy Shrine, Qom, IRAN
    Phone:+98251-7730490 - 7744327 , Fax: +98251-7741170
    E-Mail: info@shahroudi.net